powered by HastaBlog
 
züleyha | Kategori: Normal Hikayeler
Yazılma: 22.11.2007 | Okunma: 1662 | Yorumlanma: 1
anlatılan bu olay adapazarında yaşanmış gercek bır olaydır.

Kısa bir süre önce cehaletten hattini aşacak biçimde örtüsüz ve uygunsuz biçimde gezen züleyha kardeşimiz günün birinde kendisine hakkı ve doğru yolu gösteren bir arkadaşı sayesınde.içtenlikle tesettüre girer.Ama bu tesettur onun ıcın kısa bır sure olmustur. Züleyha’nın annesi kızını tesetturden uzaklastırmıs''sen onlar gibi olmayacaksın'' Züleyha daha fazla annesının baskısına dayanamayarak yıne eskı hayatına geri dönmüstür.
Züleyha ve annesi yakınlarının düğününe gitmek için hazırlık yaparlar.Düğüne giderler Ve züleyha oyuna kalkar Annesi onu büyük bir coşkuyla Alkışlamakta Züleyha ise oynamaktadır.O sırada bir tabancadan cıkan kursun Züleyha’nın sonu olmustur.Kanlar içinde züleyha yere düşmüs ve oracıkta can vermıstır.
Züleyha’nın ölümünden 3 gün geçmiştir. 3 gün sonra sabah ezanında züleyha annesinin kapısına dayanır. Haykıran bir sesle ;anne aç kapıyı ben geldim; diye defalarca seslenir annesine. Mahalle halkı, annesi ve babası bu ürperten sesle uyanırlar.babası kapıya yaklaşıp kızım sen misin diye seslenir kızına. Züleyha haykıran bir ses tonuyla: baba aç kapıyı ne olur ben geldimr der. ama anne ve baba korku içinde, kapıyı açmaya korkarlar. Kapıyı açmadıkları için bir süre sonra züleyha gerisin geriye döner.

Bunun üzerine annesi ve babası korku içinde bu durumu yakınlarına anlatır. Yakınlarıda büyük alimlere hocalara giderek durumu anlatırlar. Herkes şaşkınlık ve dehşet içindedir. Anne ve babası korkularından eve yalnız gitmek istemezler. Bunun üzerine büyük alim ve hocalar aralarında anlaşarak anne ve babasının da ısrarlarıyla eve gidip beraber beklemeye karar verirler.

Züleyha ise ertesi sabah aynı saatte kapıyı vurmaya ve haykıran sesle anne kapıyı aç ben geldim; diye bağırmaya başlar. Sesleri duyan alim ve hocalar korku ve panik içindedirler. ne yapalım ne edelim; derken Züleyha’nın babası cesaretlenerek kapıya yanaşır. Ve r0;kızım züleyha sen misin der. Züleyha ise evet baba ne olur aç kapıyı ben geldim, annemi görüp gideceğim diye haykırarak bağırmaya devam eder. Bunun üzerine züleyha nın annesi korkudan evin en dip köşesine gidip saklanır. Alim ve hocalar kapıyı açma kararı alırlar. Ve kapı açılmıştır.

Kız içeri girmesiyle evin içini inanılmaz bir sıcaklık kaplamıştır. Kızın saçları yanmış, kolları omuzlarına kadar, bacakları baldırlarına, boğazı göğsüne kadar yanmıştır, yüzü simsiyah, gözleri alevler içindedir. Ayakları bastığı halıyı bile yakıp geçmektedir. Züleyha yolunu şaşırmadan direkt annesinin bulunduğu odaya doğru ilerler ve kapıyı kırarak annesinin bulunduğu odaya girer. Annesine haykıran bir sesle: anne yaktın beni açılmamı isteyerek yaktın beni, şimdi ise ben seni yakacağım; diye annesine sarılır. Züleyha annesine sarılmasıyla annesinin yere düşmesi bir olmuştur. Apar topar annesini hastaneye gotürürler . annesinin vücudu kızının değdiği her yeri yanmıştır. Anne her ne kadar ayılsa da her kalkışta aynı şokla tekrar bayılıyordur . kız ise evin odasında hala ateşler içindedir.olayın üzerinden 40 gün geçmiştir. kız aynı yerde aynı vaziyette 40 gün kalmıştır.41. gün ise sabaha karşı kız kaybolur. Kızın olduğu yere dokunanlar; kızın yığıldığı yerin hala sıcak olduğunu söylenir.


BİR ATEŞPEREST RAHİBİN CÖMERTLİĞİ | Kategori: Normal Hikayeler
Yazılma: 22.11.2007 | Okunma: 681 | Yorumlanma: 0
ALLAH dostlarından Mübarek'in oğlu Abdullah anlatıyor: Yıllardan bir yıl Kabe'ye yaptığı ziyaretlerden birinde Hz. İsmail'in makamına girmiş ve orada uyuya kalmıştım. Uyurken sevgili Peygamberimizi rüyamda gördüm. Bana şu emri veriyordu:
    "Hac ibadetini sona erdirip memleketin Bağdad'a döndüğünde falan mahalledeki ateşperest rahibini ziyaret et ve ona benden selam söyle. Ve ona Yüce ALLAH'ın kendisinden hoşnut olduğunu müjdele." Bu sözleri söyledikten sonra Peygamber (sav) uykumdan kayboldu. Artık sesini duyamadım. Bir aralık uyandım. "La havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim (Kuvvet ve kudret ancak yüce ve ulu ALLAH'ındır.)" diyerek bu rüya şeytanın vesvesesi olsa gerek dedim. Abdest aldım. Kabe'yi tavaf ettim. Tekrar uyku bastı. Yine rüyamda aynı emri üç defa tekrarlayan sevgili Peygamberimizi gördüm. Bu defa rüyanın rahmani olduğuna kanaat getirmiştim.
    Hac ziyaretimi bitirip Bağdad'a dönünce ilk işim Peygamberimizin emanetini yerine getirmek üzere ateşperest rahibinin ziyarete varmak oldu. Yaşlı adama önce şu soruyu sordum: "Siz ateşperest rahibisiniz değil mi? Ben seni günahkar bir putperest bilir ve Cehennemlik olacağına inanırdım. Senin ALLAH'ın hoşnutluğuna kazanacak amelin var mı?
    Ateşperestin "evet var" diyerek soruma karşılık verdiği cevaplar beni büsbütün şarşırtmıştı. Putperest rahip yıllarca insanlara kendi sapık dininin dolambaçlı yollarını göstermiş bir dini liderdi. Dört kızıyla dört oğlunu birbirleriyle evlendirmişti. Bunların düğün cemiyetlerini yaparken mecusi halka büyük ziyafetler çekmişti. En güzel bir kızıyla da kendisine denk bir erkek bulamadığı için bizzat kendi evlenmişti. O gece öyle dillere destan bir ziyafet düzenlemişti ki binlerce mecusi bir bir evine akın etmişlerdi.
    Bütün bunları hayır yaptım diyerek söyleyen ateşperest rahibin bu hareketleri dinimizce yasaktı. Onun müşrik mantığına uygundu, ama İslam'da kötülüklere başlık etmek, zina, dolandırıcılık gibi en ağır ve yasak hareketlerdi.
    Bu defa rahibe, iyice düşünüp taşınarak daha başka iyiliklerini ortaya dökmesini söyledim. Nihayet son olarak şu iyiliğini dile getirdi:
    Bir akşam karımda odamda yatıyordum. Kapım çalındı, içeriye müslüman bir komşu kadın girdi. Ocağını tutuşturmak için elindeki lambayı, yanmakta olan kandilimden yakmak için geldiğini söyledi. Lambasını yakıp kapıdan çıkarken söndürdü ve tekrar yakmak üzere odama döndü. Aynı hareketi birkaç kere daha tekrarlayınca kadından şüphelenmeye başladım. Aklıma kötü şeyler gelmeye başladı. Acaba kadının elindeki lamba kapıya çıkınca rüzgar tarafından gerçekten söndürülüyor mu idi; yoksa kadın tekrar tekrar girebilmek için bir bahane mi icad ediyordu?
    Acaba bu kadın benim neler yaptığımı gözleyen ve evimin içinde birşeyler arayan bir casus mudur, diye düşünmeye başladım. Anlaşılan kadın da şüphelendiğimi, içime kurt düştüğünü sezmiş olacak ki sonuncu seferinde yanan lambasını iyice koruyup sönmesine engel olarak kapımdan çıktı ve evinin yolunu tuttu. Bir defa içime endişe düşmüştü, ben de gizlice odamdan çıkarak kadını izlemeye başladım. Evinin kapısına varınca kadın içeri girdi.
    İçeriden küçüçük çocukların dinmeyen ağlayışları arasında annelerine "açız açız yemek ver bize." diye yalvardıklarını duydum. Kadın da çaresizlik içinde çocukları ile birlikte hüngür hüngür ağlıyordu.


sen hıc yasamamıssın arkadas | Kategori: Normal Hikayeler
Yazılma: 22.11.2007 | Okunma: 381 | Yorumlanma: 0
Hiç bir kelebeğin uçuşunu gözlerinle takip ettin mi?
Ya da bir tırtılın olanca zayıflığına karşın
yaşayabilmek için verdiği çabayı izledin mi?

Milyonlarca karıncanın muhteşem bir uyum içinde
yuvaları için çalış
masını görüp hayrete düştün mü?

Yağmur damlalarının yere düştüğü an çıkardığı sesi
dinleyip kendini

eşsiz bir bestenin notaları arasında dolaşırken buldun mu?
Sonbaharda herhangi bir parkta,
yere düşen kızıl yapraklara basıp yürürken,

o yaprakların çıtırtısını duyup, tek aşkını düşündün mü?
Hiç geceye doğru kaybolan güneşi izledin mi?
Ya da yepyeni bir günün doğuşunu?
Tanımadığın bir çocukla bir dakika da saklambaç,
körebe, misket oyna dın mı?

Sokakta, daha önce hiç görmediğin birine, günaydın,
iyi günler, iyi ak şamlar dedin mi
bir kez olsun selam verdinmi?
Yolda gördüğün kimsesiz bir çocuğa, yada
bir yaşlıya cebindeki son beş milyon liranın
yarısıyla çorba ısmarladın mı?

Derviş İle Tilki | Kategori: Normal Hikayeler
Yazılma: 22.11.2007 | Okunma: 537 | Yorumlanma: 0
Dervişin biri gezerken ayaksız bir tilki gördü, hayrete düştü. 'Nasıl yaşar bu hayvan, ne yer ne içer?' diyerek, ALLAH'ın lütfuna hayran oldu.
Derken bir arslan çıkageldi, ağzında çakal taşıyordu. Görkemli ve korkunç hayvan avının bir kısmını yedi, doyunca kalanını bırakıp gitti. Tilki artığa doğru sürünerek yaklaştı ve afiyetle yiyip karnını doyurdu.
Tilkinin yiyeceğinin ayağına geldiğini gören Derviş, kendi kendine: 'Bir tilkinin rızkını ayağına gönderen ALLAH, benimkini neden göndermesin?' diyerek, çalışmasına gerek olmadığını, bir köşeye çekilip oturabileceğini düşündü.
Düşündüğü gibi de yaptı: 'Rızkım ALLAH'ın görünmeyen hazinesinden gelir, gayret etmem gerekmiyor.' diyerek beklemeye başladı.
Bekledi, bekledi... Ne gelen ne giden... Günler geçip gitti. Derviş zayıfladı, eridi, bir deri bir kemik kaldı. Güçsüz ve bitkin bir haldeyken, bulunduğu mescidin mihrabından bir ses duydu:
'Ey tembel adam!' diyordu ses, 'kendini ayaksız bir tilkiye benzeterek neden miskin miskin oturuyorsun? Kalk! Yırtıcı arslan ol. Başkasının artığına göz dikmeyi bırak. Sana yakışan artık yemek değil, artık bırakmaktır.
Gücüyle arslan gibi olan, başkasından yiyecek bekler mi? Haydi kalk! Kolları sıva. Çalış ve rızkını kazan. Hem kendin ye, hem muhtaçlara yedir.'
Ey genç insan!

YAPILAN İYİLİK KONUŞULMAMALIDIR (hikaye) | Kategori: Normal Hikayeler
Yazılma: 22.11.2007 | Okunma: 489 | Yorumlanma: 0
Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı

Bunlardan biri şuydu: Bazı kimseler bir tarlaya buğday ekiyorlar, ekilen buğdaylar hemen yetişip olgunlaşıyor, onlar da hiç vakit kaybetmeden hasat ediyorlar, sonra bunları ateşe verip yakıyorlardı

İkinci olarak şuna şahit olmuştu: Bir adam büyük bir taşı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyor; ama bu taşa bir tane daha ekleyince kaldırabiliyor, bir üçüncüyü ekleyince daha da rahat kaldırabiliyordu

Şahit olduğu bir başka olay da şu idi: Bir adam bir koyuna binmiş, onun üzerine birkaç kişi daha binmiş koşturuyorlar, arkalarından birileri de onlara yetişmek için çabalıyor ama yetişemiyorlardı

Adam bunlarla kafası Karışmış birhalde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan şehrin kapısına geldi Burada nurani bir ihtiyar kendisini durdurup nereden geldiğini, niçin geldiğini yolculuğun nasıl geçtiğini sordu Adam herşeyi anlattı ve yolda karşılaştığı alışılmamış hadiseleri de serüvenine eklemeyi unutmadı Bunun üzerine ihtiyar bu genç adama rastladığı olayları bir bir açıkladı:

"Senin yolda ilk rastladığın buğday ekip hemen hasat eden ve sonra ateşe verip yakan insanlar, iyilik edip de onu sağda solda konuşarak değerini sıfıra indiren insanları simgeler

< geri | | ileri >

Toplam Yazı: 435
Toplam Yorum: 81 onaylanmış, 1 bekleyen
Toplam Okunma: 444139
 

ADS

Dini Hikayeler (156)
Komik Hikayeler (10)
Normal Hikayeler (170)
İbretlik Hikayeler (90)


ATEİST BİR ADAM (12120)
Yaşanmiş Gerçek Olay (8366)
Çocugu sabah namazına kaldırmak (5770)
HIRS VE KİBİR (4800)
iyilik ve kötülük..• (4458)
İhtiyar adam ile ölüm (3635)
Kumrunun aşkı (3619)
Kendini Geliştirme Üzerine (3545)
Aynaların Sırrı (3391)
Gul Bahcesi (3132)



Foruma Giriş Yap



Dini Gün ve Geceler
Evliyalar
Fıkıh Bilgileri
Mesneviden Hikayeler



Www.Muhabbetullah.Com forum

powered by Hasta Blog v2

Galeride resim bulunmuyor.

Kaynak Göstermek Şartıyla Dökümanlar Kullanılabilir. Www.Muhabbetullah.Com Hizmetidir.


Web Stats