güneş ile rüzgar | Kategori:Normal Hikayeler Yazılma: 15.05.2008 | Okunma: 420421 | Yorumlanma: 0 Güneş ile Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar.
Ve rüzgar "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım "der.
"Şuradaki
yaşlı adamı görüyor musun hani su üstünde palto olan. Bahse girerim o
paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim."
Bu
denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir
fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar
artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.
Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak
yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir
hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır. İddiayı kazanan güneş
rüzgara "DOSTLUK VE NAZİKLİK HER ZAMAN HAŞİNLİK VE ZORBALIKTAN DAHA
GÜÇLÜDÜR..." der.
zengin ile fakir adam | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 15.05.2008 | Okunma: 776777 | Yorumlanma: 2 zamanın
birinde zengin bir adam,uzun bir yolculuğa çıkmış.az gitmiş,uz
gitmiş.dere tepe düz gitmiş;uzun bir yolculuktan sonra ağaçlık bir yer
görünce dinlenmeye karar vermiş. atıyla ağçlığa yaklaşmış.gölgeliği
ve suyu güzel bir yer burayı sevmiş.atını bağlamış.suyun başına oturup
heybesindeki lezzetli yemeğini çıkarmış ve yemeğe başlamış. tam o
sırada üstünden başından fakir olduğu anlaşılan bir adam yaklaşmış
tanışıp beraberce suyun başında yemek yemişler.sohbetleri koyulaşınca
birbirilerini daha yakından tanımışlır. fakir olan adam,oradaki gölgeliğe uzanıp uyuyuvermiş.derin bir uykuya dalan fakir adamı süzen zengin adam,bir türlü uyuyamamış. "ya ben uykudayken biri atımı çalarsa..."endişesinden bir türlü gözlerine uyku girmiyormuş.bu yüzdende fakiri kıskanmış. daha fazla dayanamayıp onu dürtmüş,uyandırmış. -kalk,demişhaydi kalk!karanlık çökmeden biraz daha yol alalım. zenginin neden kendisini uyandırdığını fakir adam tahmin ediyormuş.bu sebeple ona bir ders vermek gerektiğini düşünmüş. -beni niye uyandırdın,demiş.ne güzel rüya görüyordum. zengin adam merakla sormuş:
²hayrola,ne görüyordu? -sorma!çok zengin olmuştum.köşklerim,saraylarım,hizmetçilerim vardı. zengin adam alaylı bir tavırla sormuş: "Eee!peki,şimdi ne oldu o mallarına? -ne olacak gözlerimi açınca,hepsi kayboldu. zengin adam gülmüş: -ne anladık o zaman ,demiş.ne yapayım ben öyle zenginliği.gözlerin açılınca hepsi kayboldu. bu defa fakir adam ona sormuş: -iyi de sen ölünce malların kaybolmayacakmı sanki? -kaybolacak elbet. fakir adam beklediği cevabı alınca,taşı gediğine koymuş: -o zaman,demiş.farkımız ne?benim zenginliğim gözlerimi açınca kayboldu. senin zenginliginise gözlerini kapayınca kaybolacak... fakir adamın bu ders verici cevabı karşısında zengin adam konuşacak bişey bulamamış.ALLAH hiç bir zaman dünya malına tamah ettirmesin. amiiinn.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Türkan
Hanım dindar bir ailede büyümüştü. Annesi her fırsatta ona ve
kardeşlerine namaz kılmalarını söyler, hatta kızarak onları uyarırdı.
Türkan Hanım namazın kılınması gerektiğine inanır, ama yine de
kılmazdı, çünkü kılmak nefsine zor geliyordu. Bazen başlar, sonra terk
ederdi.
Evlendi ve çocukları oldu. Annesi her geldiğinde aynı şekilde
namaz kılmaları için ikaz etmeyi sürdürüyor, o da ısrarla kılmamaya
devam ediyordu. Çok istemesine rağmen bir türlü nefsine galip
gelemiyordu. Bir gün arkadaşları ona oturmaya geldi. İçlerinden biri
annesini de yanında getirmişti. Teyze çok mübarekti. Öyle tatlı
konuşuyordu ki, onu dinleyenler saatlerce usanmazdı. Teyze bir ara
namaz konusuna değindi. O anlatırken, Türkan Hanım annesini hatırlamış
ve annesinin eski günlerdeki namaz ikazlarını düşünüyordu. Misafirler
de teyzeyi zevkle dinliyordu.
Türkan
Hanımın küçük oğlu Zekeriya, dört yaşındaydı. Oynadığı oyunu bırakmış,
teyzenin koltuğu dibinde iki elini yumruk yapıp yüzüne dayamış bir
şekilde, kıpırdamadan dinliyordu. Annesi ikram için mutfakla salon
arasında koşturup dururken mevzu değişmişti. O da onların yanına oturup
sohbetin güzelliğine kapılarak çayını yudumlamaya başladı.
"Anne, senin yerine ben namaza başlayacağım"
Tam
bu sırada mutfaktan bir gürültü geldi. Arkasından da oğlunun çığlığı
duyuldu. Telâşla mutfağa koştu Türkan Hanım. Misafirler de korkuyla
peşinden gittiler. Oğlu bir sandalye koyarak lavaboya çıkmıştı. Bir
ayağı lavabonun içinde, diğeri ise dışarıdaydı. Sandalye devrilmiş
yerde dururken, oğlu da lavabonun kenarında korkmuş bir şekilde asılı
duruyordu. Koşup kucağına aldı. Su içeceğini zannederek:
"İsteseydin ben verirdim yavrum, ya düşüp bir yerine zarar verseydin" diye çıkıştı.
Türkan Hanım oğlunun verdiği cevabı, uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ unutamaz; çünkü şöyle demişti çocuğu:
"Anne,
ben abdest alacaktım. Teyzem dedi ya, namaz kılmayanlara Allah ceza
verecekmiş diye. Ben de, sen ceza almayasın diye senin yerine namaza
başlayacaktım."
O
an Türkan Hanım, tepeden tırnağa titrediğini hissetti. Allah, yıllarca
namaz kılmayan Türkan Hanıma oğlunun davranışıyla müthiş bir ders
vermişti. Yavrusuna sarılıp dakikalarca ağladı.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Geçmiş zamanın birinde bir adam, bir çiftlik evi yapmaya karar verdi. Bunun için güzel bir yer aradı ve aradığı yeri sonunda buldu. Araziyi sahibinden satın aldı. Hemen işe koyuldu. Önce kendine güzel bir ev, daha sonra hayvanları için bir barınak yaptı. Geri kalan arazi üzerine ise meyve ağaçları dikmeye başladı.
Bir gün arazide çalışırken kazmasının ucuna sert bir cisim takıldı. İçinden, "sert bir kaya parçası olmalı" diye düşündü. Ancak biraz daha kazdığında bir de ne görsün! Bir küp altın. Küpü bulunduğu yerden dikkatlice çıkardı. İçinden şunu geçirdi:
- Ben bu araziyi satın aldım; ama içindekileri satın almadım. Bu altınlar arazinin benden önceki sahibinin olmalı. En iyisi ben bu küpü ona teslim edeyim.
Adam hemen araziyi aldığı adamın yanına gittti ve durumu anlattı. Bu altın küpünü adama teslim etti. Adamı dikkatlice dinleyen arazinin eski sahibi şöyle dedi:
- Kardeşim, ben bu araziyi sana içindekileriyle beraber sattım. Bu altın küpü benim değil, senin. Çünkü arazi şu anda sana ait.
Karşı taraftaki adam ise altınları kendisinin alamayacağını söylüyordu. Aralarındaki bu anlaşmazlık uzayınca hakime gitmeye karar verdiler.
Mahkemeye vardıklarında durumu hakime arz ettiler. Hakim öncelikle toplumda böylesi insanların yaşadığı için Rabbine şükretti ve ardından her iki adama da bekâr çocuklarının olup olmadığını sordu. Adamlar şaşırmıştı. Konunun bekâr çocuklarla ne ilgisi olabilirdi ki?
Araziyi satın alan adam,
- Benim bir oğlum var, dedi.
Diğer adam ise,
- Benim de bir kızım var hakim bey dedi. Bunun üzerine hakim sözlerine şöyle devam etti:
- Efendiler! Sizin hakkınızda verdiğim hüküm şu: Çocuklarınızı birbiriyle evlendirin. Bu altınların bir kısmını da onlara düğün masrafları ve düğün hediyesi olarak harcayın. Bir kısmını kendi ihtiyaçlarınız için, geri kalan kısmını da ALLAH yolunda hizmette kullanın.
Her iki taraf da haklarında böyle bir kararın verileceğini akıllarının ucundan geçirmiyorlardı. Ancak bu karardan iki taraf da oldukça memnun kaldı. Çünkü bu sayede hem aralarındaki ihtilaf çözülmüş hem de akraba olmuşlardı. (Buhari, 3285; Müslim, 1721)
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..