bozuk paralarla cenneti satın almak | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 17.03.2008 | Okunma: 332333 | Yorumlanma: 0 Gunun son dersinin sonuna gelinmisti.
Ogrenciler cikmak icin sabirsizlaniyordu. Defter ve kitaplarini
cantalarina koydular. Zil calar calmaz, disari cikmak icin hazirdilar.
Yalniz, Ali hazirlanmamisti.Gecikmek icin de elinden geleni
yapiyordu.Nihayet zil caldi. Ogrenciler bir anda kapiya yoneldi. Ali,
yerinden kalkmadi. Agir agir esyasini topladi. Bir yandan goz ucuyla
ogretmenine bakiyor, bir yandan da arkadaslarinin gitmesini bekliyordu.
Ogretmeni, onun bu hâlini fark etti: - Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
Ali, son arkadasinin da ciktigini gorunce cevap verdi: - Sizinle konusmak istiyordum ogretmenim. - Peki, dedi ogretmeni. Ne soyleyeceksin bakalim? - Ahmet arkadasimiz var ya… - Evet, ne olmus Ahmet’e? - Durumlari pek iyi degil galiba. Annesi, beslenme cantasina pekiyi seyler koymuyor. - Ee? -
Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettigimi bilirse uzulur.
Gunde bir simit parasi biriktirip her hafta size versem, siz de ona
verseniz?
Cebinden bir avuc bozuk para cikarip ogretmenin
masasinin uzerine koydu. Nurhan Ogretmen, paraya dokunmadi.
Sandalyesine oturup dusundu.Ali hakkindaki bilgilerini yokladi. Bildigi
kadariyla ailesinin durumu pekiyi degildi. Bu caliskan ve sevimli
ogrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve dusunceliydi. Zengin bir ailenin
cocugu degildi. Buna ragmen yardim etmek istiyordu. Ustelik yardim
ettiginin bilinmesini istemiyordu.
- Dur bakalim Ali, dedi. Bildigim kadariyla sizin de maddî durumunuz pekiyi degil. Yanlis mi biliyorum? - Dogru biliyorsunuz ogretmenim. Babam gundelikci. Cogu zaman is bulamiyor. Ama ben de calisiyor, para kazaniyorum. - Nerede calisiyorsun? - Simit satiyorum.
Nurhan
Ogretmen yine durup dusundu. Iyiligin bu kadarina ne demeliydi simdi.
Bunun gerceklesmesi zordu. Onu, bundan vazgecirmek icin bir care
bulmaliydi. Bunu yaparken, sevimli ogrencisini de kirmamaliydi. Onunla
biraz daha konusursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Ogretmen, Ali’ye dondu: - Buyuyunce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Cok zengin bir isadami… - Nicin? - Insanlara daha cok yardim etmek icin… -
Guzel, dedi Nurhan Ogretmen. Bak simdi Ali, Ahmet’in ailesinin durumu
pekiyi degil; bu dogru. Ama sizinki de bundan pek farkli degil.
Istersen acele etme; cok zengin oldugun zaman insanlara yardim
edersin.Olmaz mi? - Olmaz, dedi Ali. Simdi yapmaliyim. - Neden olmaz? - Uc sebepten dolayi olmaz.
Birincisi:
Bu para zaten benim degil. Iyilik ettigim icin ALLAH, beni insanlara
sevimli gosteriyor. Insanlar da bundan etkileniyor, daha cok simit
aliyorlar. Bu sayede gun boyu calisanlardan bile fazla simit satiyorum.
Hele mahallede Hasan Amca var, her gun iki simit alip guvercinlere
veriyor. Ikincisi: “Agac yas iken egilir.” deniliyor. Simdiden iyilik yapmayi ogrenmezsem buyudugumde hic yapamam. Ucuncusu
ise daha onemli: Buyudugum zaman cok zengin bir isadami olmak
istiyorum. Zamaninda yatirim yapmayanlar buyuk isadami olamazlar.
Nurhan Ogretmen, karsisinda buyuk biri varmis gibi dinliyordu: - Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadim, dedi.? -
Aciklayayim ogretmenim, dedi Ali. Simdi, cok zengin olmadigim icin,
ancak gunde bir simit parasi kadar yardim edebiliyorum. Bundan
fazlasini veremem. ALLAH, Cennet’i gucu kadar iyilik edene veriyor.
Simdi gucum bu olduguna gore Cennet’in fiyati birkac simit parasi
kadardir. Eger zengin olmadan olursem birkac simit parasiyla Cennet’e
girebilirim. Bundan daha kârli bir yatirim olur mu?
Sinifa
geri donerken okulun bosaldigini fark etti. Esyalarini toplamak icin
masasina dondugunde Ali’nin biraktigi parlarin masaustunde kaldigini
fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralari eline aldi.
Hicbir para ona bu kadar kiymetli gelmemisti. Sanki elinde dunyanin en
kiymetli incilerini, yakutlarini, elmaslarini tutuyordu. Hatta bu
paralar onlardan bile kiymetliydi. Oyle bu paralar, Bu bozuk SIMIT
paralari, Cenneti satin alabilecek paralardi. Sanki hic birakmak
istemeyen bir duygu ile simsIki kavradi bu bozuk simit paralarini.
Oturdugu
yerden kalkamadi Nurhan Ogretmen. Icinin doldugunu, Tarif edilemeyen
duygulara boguldugunu hissetti. Birden bosalan saganak yagmurlar gibi
aglamaya basladi. Agladi … Agladi.
Kendine geldiginde aksam
olmustu. Yavas yavas siniftan cikip okuldan ayrilirken bekci Sadik “
Bozuk Simit paralari ile cenneti satin almak, Bozuk Simit paralari ile
cenneti satin almak” diye Nurhan ogretmenin sayikladigini duydu.
Bekcinin hayretler icinde “ Ne dediniz hocam “ demesini bile duymayan
Nurhan ogretmen bekcinin saskin bakislari altinda aksamin alaca
karanligina karisivermisti
Bir Kelebeğin Insanlık Dersi..... | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 04.03.2008 | Okunma: 360361 | Yorumlanma: 0 Bir gün kozada küçük bir delik belirdi; deliğin ucu kıpırdıyordu. Bu
kıpırdamayı bir adam gördü. Merak etti ve oturup kelebeğin saatler
boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı ilgi
dolu bakışlarla seyre daldı. Bir ara sanki kelebek delikten çıkmak
için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi adama. Sanki kelebek elinden
gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamıştı. Bu
durumu hisseden adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük
bir kesici alet alıp, kozadaki deliği büyütmeye başladı. Delik kelebeğin rahatça çıkabileceği boyuta geldi. Bunun üzerine kelebek kozadan kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat oda ne! Kelebeğin bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Kozadan
çıkan kelebeği adam izlemeye devam etti; adam kelebekten bir şey
bekliyordu. Kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini
taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama adamın beklediklerinin hiç biri olmadı! Kelebek uçamadı. O an uçamadı, hiçbir zaman uçamadı.. Kelebek,
hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde
sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.
Adam kelebeğe iyi niyetle yardım etmek istemişti, kelebeğe iyilik yapayım derken ne büyük bir kötülük yapmıştı. Adamın
anlayamadığı bir şey vardı. Kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık
kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın,
ALLAH'ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu
sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak
için seçtiği yol olduğuydu. Kelebek kozada kalacağı kadar kalamamıştı. Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Eğer ALLAH, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman şu kelebek misali bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemez, asla uçamazdık...
GÜÇLÜ OLMAK İSTEDİM... Ve ALLAH beni güçlendirmek için zorluklar yolladı. BİLGELİK İSTEDİM... Ve ALLAH çözmem için sorular yolladı. BAŞARI İSTEDİM... Ve ALLAH bana çalışmak için zeka ve kas gücü verdi. CESARET İSTEDİM... Ve ALLAH bana üstesinden gelmem gereken problemler verdi. SEVGİ İSTEDİM... Ve ALLAH bana, yardımcı olmam için problemli insanlar yolladı. İYİLİK İSTEDİM... Ve ALLAH bana fırsatlar yolladı.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Hiç Hayallerınızden Sıfır Aldınız Mı | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 04.03.2008 | Okunma: 321322 | Yorumlanma: 0 Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları
terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar
uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere
uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
Çocuk
bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı
hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en
ince ayrıntılarıyla anlattı.Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin
krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini
gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000
metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası..
"Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At
çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım.
Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve
ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi..
"Ben de hayallerimi..".....
O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor.
Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi.
Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi,
-
"Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım.
O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. ALLAH' tan ki, sen,
hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
KARLAR ÜZERİNE DÜŞEN GÜL Baba kar ne kadar güzel yağıyor değil mi?
-Evet oğlum.
-Baba, kar taneleri gökyüzünden penceremizin önüne kadar birbirlerine karışmadan nasıl yağıyor?
-Reyhan kokulum, ALLAH her meleği yeryüzüne bir kar tanesi indirmesi için görevlendirir.
Abdullah, oturduğu yerden doğrulup şaşkınlıkla babasının yüzüne bakarak:
-Karları melekler mi indiriyor, nası l olur? Kar çok, melekler de o kadar çok mu, hiç bitmiyorlar mı?
Bilal bey yüzüne tebessüm kondurarak:
-Reyhan
kokulum, ALLAH'ı n melekleri hiçbir zaman bitmez, hatta ALLAH için
canını veren şehitler, meleklerle arkadaş oldukları ndan onlara
yardımcı olurlar; yeryüzüne birlikte inerler, kar tanelerini narince
yere bırakırlar. Bu yüzden kar beyazdır, lekesizdir. Annenin sevdiği
kırmızı gül bile rengini kardan almış. Abdullah' ın şaşkınlığı giderek
artıyor ve babasının ağzından çıkacak kelimeleri sabırsızlıkla
bekliyordu.
-Geçmiş
zamanlarda bir kuş, üzerinden geçtiği bahçenin içindeki beyaz gülleri
görünce hemen oraya inmiş. O günden sonra, sabahtan akşama kadar
güllerin başında bekler ve onlara güzel sesiyle kendi dilinde şarkılar
söylermiş . Ama bahçenin sahibi bu durumdan memnun değilmiş. Çok ses
çıkardığını düşündüğü kuşu yakalamaya karar vermiş. Güllerden biri bunu
öğrenince kuşa bir daha gelmemesini söylediyse de kuş kabul etmemiş.
Bir gün bahçenin sahibi kuşu vurmuş ve kuş ağaçtan yerdeki gülün
üzerine düşmüş. Kuştan akan kan ise güle bulanmış ve kırmızı olmuş. O
günden sonra kırmızı gül muhabbetin simgesi haline gelmiş. İşte
yeryüzüne karları indiren meleklerin arkadaşları olan şehitlere yardım
etmelerinin sebebi bu; onlar da beyaz karları kanlarıyla kırmızıya
boyayıp kuş gibi sevgilerini ispatladılar. ALLAH' ta onlara cenneti ve
ölümsüzlüğü hediye etti.
Abdullah:
-Baba, biz ALLAH'ı çok seviyoruz, değil mi?
-Evet, hem de çok.
Baba-oğul
karın narin yağışını evlerinde birbirlerine sokulmuş izliyorlardı, bu
onlar için bedenlerinden ziyade yüreklerinin ısınması idi. Abdullah'ın
gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Bilal bey yerinden doğrulup,
reyhan kokulu oğlunu derince koklayarak alnına buse kondurdu. Cebinden
çıkardığı beyaz bir kağıdı başucuna bırakıp ağır adımlarla evden
ayrıldı. Gecenin karanlığında sokak lambası yağan karları
aydınlatırken, Bilal'in ardında bıraktığı gölgeyi büyüttü. Abdullah her
şeyden habersiz tatlı uykusunda rahattı, uyandığında ise her sabah
olduğu gibi babasına bakındı ve yanındaki beyaz kağıt ilişti gözlerine.
Üzerindeki "Reyhan kokulu Abdullah'ım" yazısını heceleyerek okumaya
başladı.
" Dünyanın neresinde olursan ol
karlar yağacak ve hiç bitmeyecek. Gül bahçeleri ve kanını güle
bulayacak birileri hep olacak, beyaz karların üzerinde... Sevgileri
ölümsüzleşecek! Unutma ki; uzun süre gelmez isem, beni kar yağdığı
zaman bekle, geleceğim söz veriyorum! Oğlum sana tek vasiyetim, adın
gibi olmandır.
kanser ve tefekkür | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 13.02.2008 | Okunma: 321322 | Yorumlanma: 0 onk. dr. Haluk Nurbaki' den gerçek bir hatıra: Ben
40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla
karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek
özel bir arşiv yaptım.Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size
nakletmek istiyorum. Kanser hastanesinde başhekimken Serap
adında genç bir hanım hastam vardı.Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış
ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler
sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle
bizzat ben tedavi altına aldım.Ve kısa bir süre sonrada iyileştiğini
gördüm.Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık
süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan
Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi.Kış
aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.Maalesef
bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi
üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa bir süre sonra
kanser, kemik ve akciğerine yayıldı.Serap bacak kemiklerindeki
metasstaz nedeni ile yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki
tezahürü sebebiylede devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve
söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak
zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
" Doktor bey, " dedi." ben size... dargınım." "niçin?" diye
sordum."siz dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH'ı, ölümü,
ahireti anlatmıyorsunuz?" Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım.Onu üzmemeye çalışarak:
"Doktora ulaşmak
kolaydır" dedim."parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun.Ancak
iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..." Konuşmaya mecali
olmadığından" ben o isteyi duyuyorum" manasında başını salladı.Artık
ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin
reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı
öğretime" dönüşmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla
meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
"Doktor bey" dedi."ben ölürken ne söylemeliyim?" " senin durumun çok
özel" dedim."Kelime-i Şehadet sana uzun gelir.O anı fark
edince"Muhammed (s.a.s) sana yeter." O haliyle, yine tebessüm ederek
başını salladı. Çok ızdırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor
ve onu uyutmaya çalışıyorduk. Ben bir iş seyahati sebebiyle bir müddet
ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek: "Serap bir
haftadır morfin yaptırmıyor." dedi."sabahlara kadar inliyor ve çok
ızdırap çekiyor." Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini
sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum. "ya
morfin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste Muhammed (s.a.s)
diyemezsem!. " İşte Serap böyle bir hanımdı. Bu arada benden
istihareye yatmamı, eğer birkaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık
kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti.Ben hiç adetim olmadığı
halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve sanıyorum
Serap'ın acizliği hürmetine, salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret
sezdim.Ertesi gün ona: "hiç korkma iğneyi yaptırabilirsin" dedim. Ve
Serap bir veda niteli taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
"doktor bey... Azrail bana nasıl görünecek?" "kızım, dedim.o sana Azrail olarak değil, bir prens olarak görünecektir."
Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve
gittim.Ancak vefatına yetişememiştim.Ailesi tam manasıyla perişandı.
Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı
ve beni görünce yanıma gelerek: "doktor bey, bu evde biraz
önce mucize yaşandı!" dedi ve devam etti: Serap bir saat kadar önce
oksijen cihazını attı ve yataktan kalkması imkansız denmesine rağmen
kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. Bütün ev halkı hayretten
donup kaldık. Ve Kelime-i Şehadet getirerek, vefat etmeden biraz
öncede "doktor beye söyleyin, dedi. Azrail onun söylediğindende
güzelmiş!."
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..