Kısa bir masal bu | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 28.05.2008 | Okunma: 429430 | Yorumlanma: 0 Evvel’in ve kalbur’un zamanları içinde, gece
ile gündüzün bir biri ardına gelip-gitmesi sürecinde, dağların
yeryüzüne bir kazık gibi çakıldığı,esen rüzgarın ve bulutların emre
hazır beklediği,yüklü gemilerin denizlerde yüzüp gittiği, yeryüzüne
çeşit çeşit canlıların yayıldığı minnacık küçüçük bir dünyanın
içerisinde yaşayan bir topluma , bunların ALLAH’ın varlığını ispatlayan
delillerin olduğunu söyleyen kimseler yaşarmış.
Bu kimseler hem
yaşar,hem de şaşı kimselermiş(aynı yere bakan ama bakış yönü(metodu)
aynı doğrultuda olmayan) aynı zamanda. (yaşamlarını)gecelerini
gündüzlerine kattıran,duygularını fikirleriyle karıştıran,dertlerine
derman aramayan ,emeklerini boğazlarından getiren,öncü olmaya
çalışanlarına zulmeden,"halki zalim olan bu sehirden bizi
kurtar,katindan bize bir sahip gonder,bir yardimci yolla''diyen zavalli
cocuklar,erkekler ve kadinların sözlerine(çığlıklarına) muhattap
olmayan bir nizamla hayatlarını geçindirmeye çalışırlarmış
Gel
zaman – git zaman kötürüm güçler arzularına uyacak, kulaklarının
hoşlarına gidecek,fikirlerinden saptıracak,bakışlarını şaşılaştıracak
bir takım sözler söylemeye başlamışlar.(maide 49 bk)Tabiki bu şaşılar
hemen bu söylenenlere kanmışlar.Hata kanmakla kalmamışlar kana-kanada
kandırmışlar birbirlerini.En sonunda bu yaşarlar şaşı bakışlarıyla bir
meydanda toplanıp bütün kendilerine yapılanların hesabını sormak adına
ve onları yuhalamak için bir araya gelmişler ve başlamışlar sulogonlar
atmaya
Kafirlere HAYIR! Zalimlere HAYIR! Amerika’ya HAYIR! Siyasilere HAYIR! Emperylist güçlere HAYIR! Kapitalizmme HAYIR! AB ne HAYIR! İsrail zülmüne HAYIR! Irak işgaline HAYIR! Eğitim sistemine HAYIR! Satılmış medyaya HAYIR!
Diye
haklı ve efdal olarak güçleri çıktığınca haykırmışlar işittiklerini
zannettikleri kulaksızlara. Lakin kulaksızlar onlara söyle
derlermiş.”ey vatandaşlar bu toplum kendi menfaatları doğrultusunda
hareket eder,ırak vb bizim menfaatlarımıza bir zararı olacak ise
müdahale ederiz”.Ya da “bu toplumun Amerikayla olan ilişkileri her
şeyin üstündedir”ya da “vergilendirilmiş kazanç her ne olura olsun
kutsaldır”ya da”hizmet için her fedakarlığa katlanmak zorundayız”
gibisinden filan fıstıklı sözler söylerlermiş vatandaşlarına.
Ama
içlerinden birisi bu sefer kalabalığın içine girmeyerek ,hakim bir
tepeye çıkmış bu sefer terketmemek üzere, atılan sulogonları dışardan
dinlemek istemiş bu sefer akletmek üzrer.Geçen konuşmalara kulak
kabartmak istemiş bu sefer şaşırmamak üzere.Söylenenlere bir bakmış ki
,HAYIR dedikleri kimselerin hepside ya onlara işgüç sağlayan ya onları
siyase eden ya onları temsil eden kimselermiş içinden ALLAH ALLAH
demiş…bu sefer doğruları aramak üzere...
Sonra; Ya demiş kendi kendine biz anarşis-miyiz? (otorite tanımayan,belirsizlikten-karışıklıktan fayda uman..) Yo demiş sonra kendi kendine “bizim fikrimizde mutlaka aranızda bir emir-imam-emir’ul mü’minin bulunsun diyor” peki biz bunların hepsine HAYIR diyorsak eğer,
PEKİ kime neye-kimlere EVET diyoruz,demeliyiz YA HU ???yoksa biz her şeyi ret eden o anarşisler gibi-mi olduk???hümmü haşa
Dedi
genç adam ve hikayenin son cümlesinin harflerini "tek" "tek" yazarak
.Bizler her şeye HAYIR dedikten sonra "tek" bir şeye "EVET" diyenlerden
deyilmiydik."İmam bir kalkandı onunla savunulur onunla savaşılır..."
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
zengin ile fakir adam | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 15.05.2008 | Okunma: 585586 | Yorumlanma: 2 zamanın
birinde zengin bir adam,uzun bir yolculuğa çıkmış.az gitmiş,uz
gitmiş.dere tepe düz gitmiş;uzun bir yolculuktan sonra ağaçlık bir yer
görünce dinlenmeye karar vermiş. atıyla ağçlığa yaklaşmış.gölgeliği
ve suyu güzel bir yer burayı sevmiş.atını bağlamış.suyun başına oturup
heybesindeki lezzetli yemeğini çıkarmış ve yemeğe başlamış. tam o
sırada üstünden başından fakir olduğu anlaşılan bir adam yaklaşmış
tanışıp beraberce suyun başında yemek yemişler.sohbetleri koyulaşınca
birbirilerini daha yakından tanımışlır. fakir olan adam,oradaki gölgeliğe uzanıp uyuyuvermiş.derin bir uykuya dalan fakir adamı süzen zengin adam,bir türlü uyuyamamış. "ya ben uykudayken biri atımı çalarsa..."endişesinden bir türlü gözlerine uyku girmiyormuş.bu yüzdende fakiri kıskanmış. daha fazla dayanamayıp onu dürtmüş,uyandırmış. -kalk,demişhaydi kalk!karanlık çökmeden biraz daha yol alalım. zenginin neden kendisini uyandırdığını fakir adam tahmin ediyormuş.bu sebeple ona bir ders vermek gerektiğini düşünmüş. -beni niye uyandırdın,demiş.ne güzel rüya görüyordum. zengin adam merakla sormuş:
²hayrola,ne görüyordu? -sorma!çok zengin olmuştum.köşklerim,saraylarım,hizmetçilerim vardı. zengin adam alaylı bir tavırla sormuş: "Eee!peki,şimdi ne oldu o mallarına? -ne olacak gözlerimi açınca,hepsi kayboldu. zengin adam gülmüş: -ne anladık o zaman ,demiş.ne yapayım ben öyle zenginliği.gözlerin açılınca hepsi kayboldu. bu defa fakir adam ona sormuş: -iyi de sen ölünce malların kaybolmayacakmı sanki? -kaybolacak elbet. fakir adam beklediği cevabı alınca,taşı gediğine koymuş: -o zaman,demiş.farkımız ne?benim zenginliğim gözlerimi açınca kayboldu. senin zenginliginise gözlerini kapayınca kaybolacak... fakir adamın bu ders verici cevabı karşısında zengin adam konuşacak bişey bulamamış.ALLAH hiç bir zaman dünya malına tamah ettirmesin. amiiinn.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Bir Insani Tanima Yollari Nelerdir? | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 13.04.2008 | Okunma: 375376 | Yorumlanma: 0 'Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'in yanında bir hususta şâhitlikte bulunmuştu. Ömer ibnü'l-Hattâb hazretleri ona,
' Ben seni tanımıyorum, seni tanıyan birini getir, dedi.
Orada bulunanlardan birisi,
' Ben onu tanıyorum, deyince Hz. ömer,
' Nasıl bilirsin? diye sordu. O da,
' Emin ve âdil bir adam olarak tanıyorum, cevabını verdi.
Hz. Ömer (r.a.) tekrar sordu:
' Gecesini gündüzünü bildiğin, yakın bir komşun mudur?
' Hayır, diye cevap verdi adam.
Hz. Ömer (r.a.) sormaya devam etti:
' İnsanın takvâsını ortaya koyan, muâmelesidir. Bu adam, alış'veriş yaptığın bir kimse midir?
' Bununla, insanın ahlâkının güzel veya çirkin olduğunu anlamaya imkân veren bir yolculuk yaptın mı? diye sordu.
Adam bu soruya da,
' Hayır, cevabını verince, Hz. Ömer (r.a.),
' Sen onu tanımıyorsun, dedi ve sonra da adama dönerek,
' Git, seni tanıyan birini getir, buyurdu.'
Demek
ki bir insanı iyi tanıyabilmek, doğruluk ve dürüstlüğünden emin
olabilmek için; onunla, ya yakın komşuluk yapacaksın veya alış-verişte
bulunacaksın yahut da beraber yolculuk edeceksin... Aksi takdirde, yani
bu ölçülerden hiçbirisi ile tartmadığın bir kişi hakkında, müsbet veya
menfî yönde şahâdette bulunmayacaksın. Zira bu demektir ki, sen onu
tanımıyorsun.
| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..
Rahatsız mı Ettim? | Kategori:İbretlik Hikayeler Yazılma: 13.04.2008 | Okunma: 301302 | Yorumlanma: 0 Evin telefonu sabaha karsi üç buçukta çaldi. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı , Korktu başlarına bir şeymi gelmişti acaba diye endişelendi..
Annesi “nasılsın oğlum iyi misin” diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle “iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi misiniz?” dedi.
Annesi “biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim” dedi.
Oğlu da “anne bunun için mi aradın saat sabahın üç buçuğu yarın da konuşabilirdik” diyince annesi de
Hafif
sisli bir havada ve güneşin apartmanların arasından yeni yeni güne
merhaba dediği bir saatte, vapura doğru ilerleyen genç adam; jeton
gişesinde, yaklaşık iki ay önce ayrıldığı kız arkadaşını görür ve
titrek bir ”merhaba” ile konuşmaya başlar. Bu konuşmalar vapurda da
devam eder. Adamın; “Hava o kadar da soğuk değil, dışarıda oturalım
mı?” sorusuna, kızın “Olur” cevabı vermesiyle birlikte vapurun en üst
katına doğru yol alırlar. Birkaç dakika havadan sudan muhabbetlerle
geçtikten sonra, adam kıza bir sigara uzatır ve kendisine de bir tane
alır. Daha sonra, genç adam birden lafa girer:
- Biliyorum, bu
konuları daha önce hiç konuşmadık ya da konuşamadık diyeyim. Merak etme
ama, “Neden ayrıldık biz” sorusunu sormayacağım. Sadece sana söylemek
istediğim birkaç şey var, onları konuşmak istiyorum.
Genç kız; adama bakarak, “Evet seni dinliyorum, devam et” dedikten sonra adam, konuşmasına kaldığı yerden devam eder:
- Biliyor musun? Ayrıldıktan sonra, seni sigaraya benzetmeye başladım.
Kız,
hiç tahmin etmediği, alakasız bir konuyla lafa girmesinin verdiği
şaşkınlıkla, “Ne? Nasıl yani?” der. Adam, önce kıza uzattığı sigarayı
ve sonra kendi sigarasını, çantasından çıkardığı çakmak ile yaktıktan
sonra:
- Mesela bir tane sigara yakıyorum ve kül tablasına
koyup izlemeye başlıyorum. Kül tablasına dökülen külleri gördükçe;
anılarımız aklıma, her biri kül olup acılarıma dönüşüyor sonra. Arada
bir elime alıyorum sigarayı ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek
için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anıları döküyorum kül
tablasına. “Sen zehiri” hoşuma gidiyor, içimi acıtıyor, vazgeçemiyorum;
içime çekmeye devam ediyorum. Ağzımdan çıkan her dumanda, ayrılırken
bana bıraktığın; son bakışının silueti beliriyor. Her sigaranın oldugu
gibi, senin de sonun yaklaşıyor. Ve ben yavaş hareketlerle; ne zaman
seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasına, aptalca bir umutla
“Nolur yapma!!” diyeceğin zamanı bekliyorum. Ama hiçbir zaman
duyamıyorum sesini. “Ve işte bitirdim seni” diyorum. Hayır hayır
kendimi kandırıyorum galiba, “Seni böyle bitiremem” diyorum sonra. Ama
bakıyorum kül tablasına; evet! Sen oradasın, evet! Anılar orada. Ancak,
elimde hala kokun var. Yıkasam da, hiç çıkmayacak bir koku. Anlıyorum
ki; bu sigarada, senin çok az bir kısmını bitirmişim. Senden bağımsız
bir sen, hep içimde yaşıyormuş. Ve anlıyorum ki, sadece sönüyorsun.
Seni ateşleyecek bir “Ben” bekliyorsun sabırla. O “Ben”, çok da
bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya başlıyrsun. Aniıar,acılar yine
bitiyorsun. Yeniden yanıyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor;
sonunda alışkanlık oluyorsun.
Genç kız anlatılanları dinlerken tarif
edilmeyecek bir duygu yoğunluğu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu
kadar acı çekmesine üzüntü duyarken; diğer yandan da, kendisinin hala
unutulmamış olmasından, haz alıyordu. Aslında kendisi de unutamamıştı
genç adamı. Kendi isteğiyle ayrılmıştı ama; sevmediği ya da artık bir
şeyler hissetmediği için değil, en yakın kız arkadaşının da, o insana
karşı bir takım duygular beslediği için gerçekleşmişti bu ayrılık.
Bunu; ne erkek arkadaşı, ne de en yakın arkadaşı biliyordu. Erkek
arkadaşına, “Bu ilişkide bir şeyler eksik, ben daha fazla
sürdüremeyeceğim, ayrılmalıyız.” diye bir mesaj atarken; kıza, “İlgisiz
bir sevgili olmaya başlamıştı günler geçtikçe; çok bunalmıştım. Ve bir
gün onu, başka biriyle sarmaş dolaş gördüm. Bu yüzden ayrıldım.”
demişti. Böylece, hem erkek arkadaşından, kendine göre, makul bir
sebeple ayrılmış; hem de arkadaşına, erkek arkadaşını kötüleyerek,
ondan soğumasını sağlamıştı. Kendisinin çok acı çekeceğini bile bile,
arkadaşını kaybetmemek için, böyle bir yalanlar zincirine başvurmuştu.
Artık hayatını, bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu
karşılaşmalarında duygularını bir tarafa bırakıp, mantığı ile karar
vermek zorundaydı. Geri dönüşü yoktu ve kız da bunun farkındaydı. Bütün
ayrıntıları, olası bir karşılaşma için düşünmüştü daha önceden. Adamın
anlattıklarını dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve
adamla göz göze gelip, “Bitti, bu kadardı!” dermişçesine bakmasından
sonra, kız konuşmaya başladı:
- Açıkçası bu söylediklerin, hiç
beklemediğim şeylerdi. Benim, bu açıklamalarına bir yorum yapmamı
bekleme. Çünkü bunlar senin kendi düşüncelerin. Her biten ilişkiden
sonra, yaşanabilecek duygulardan bu anlattıkların. Şunu söyleyebilirim
ama yaşadığımız ilişkide, elimden gelen fedakarlığı gösterdiğime
inanıyorum. Seni hiçbir zaman suçlu görmedim, her şey benden
kaynaklıyordu. Sonuç olarak, bir şekilde bu ilişki yürümedi ve bitti.
Bu kadar basit.
- Bu kadar mı yani?
- Evet...
Genç
adam şok olmuştu. Belki, daha ılımlı bir yaklaşım bekliyordu kızdan.
Ancak, kesin ve kararlı konuşmuştu kız. Hiçbir umudun kalmadığına,
kendini inandırmaya çalışıyordu. Vapur yanaşmıştı iskeleye. Tek bir
kelime bile konuşmadan vapurdan indiler. İskelenin sonunda; genç kız,
adama sarılarak “Hoşçakal” dedi. Ancak adam, ayrılırken ne sarılmıştı
kıza, ne de bir kelime çıkmıştı ağzından. Bir heykel gibi duruyordu
kızın karşısında. Kız da, bir tepki gelmeyince; hızla uzaklaşmayı
tercih etti. Arkalarına bile bakmadan ayrıldılar.
Kız,
işyerine ulaştı. Yerine oturduktan hemen sonra, cep telefonuna bir
mesaj geldi. Mesaj, eski sevgilisindendi ve şöyle yazıyordu:
“Hep
bu karşılaşmayı ve sana sigara hikayesini anlatacağım günü beklemiştim.
Ve o gün, gözlerimin içine bakıp; söyleyeceklerine göre, hayatıma bir
yön çizecegime...”
Genç kız, bu mesajdan hiçbir anlam çıkaramamıştı. Bu mesajı düşünürken; bir mesaj daha geldi:
“... kendi kendime söz vermiştim. Bugün duyduklarım; beni hayal kırıklğına uğrattı ve ben kararımı verdim:”