powered by HastaBlog
 
Dini Hikayeler
İki Göz Cehennem Ateşi Görmez | Kategori: Dini Hikayeler
Yazılma: 13.04.2008 | Okunma: 398 | Yorumlanma: 0
ALLAH Rasulü buyuruyor: “İki göz cehennem ateşi görmez: Düşmana karşı nöbet bekleyen ve ALLAH korkusundan ağlayan gözler.”

Efendimiz s.a.v. bu ve benzeri hadisleriyle, dışa karşı mücadele ve mücahede eden insanın bu durumuyla, içe karşı mücadele yapan ve nefsiyle yaka paça olan, bu yüzden de gözyaşı döken insanın amelini aynı mütalaa ediyor.

Diğer bir hadîs-i şerifte: “Sinek başı kadar bile olsa, gözünden ALLAH korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mümin kul yoktur ki, ALLAH onu (ebedi) ateşe haram etmesin.”

Yine Efendimiz'in buyurduğu gibi, memeden çıkan sütün tekrar geriye dönmesi nasıl imkansız ise, ALLAH korkusundan ağlayan gözün cehenneme girmesi o derece imkansızdır. ALLAH yolunda üstü başı toz toprak içinde kalan bir insanın durumu da bundan farklı değildir. Çünkü ALLAH Rasulü, bu toz ve toprağın cehennem ateşiyle asla bir araya gelmeyeceğine dair birçok beyanda bulunmuşlardır.


DARÜL İSLAM | Kategori: Dini Hikayeler
Yazılma: 13.04.2008 | Okunma: 262 | Yorumlanma: 0
O KAFİRLER, İMAN EDENLER İÇİN; "EĞER ONDA (İSLAMİYETTE) BİR HAYIR OLSAYDI BU HUSUSDA ONLAR (FAKİRLER, ÇARESİZLER) BİZİM ÖNÜMÜZE GEÇEMEZLER, BİZDEN ÖNCE ONA KOŞMAZLARDI" DEDİLER. HALBUKİ ONLAR, ONUNLA (KUR'AN-I KERİMLE MÜ'MİNLER GİBİ)HİDAYETE KOŞAMADIKLARI İÇİN (KUR'AN-I KERİMİ İNKAR ETMEK İÇİN) "BU KUR'AN-I KERİM (MUHAMMED'İN ORTAYA ÇIKARDIĞI) ESKİ BİR YALANDIR" DİYECEKLERDİR.

AHKAF: 11

Madem ki Kur'an inzal olacaktı; niçin Haşimilerden Abdullah'ın yetimi seçilmişti? Halbuki Mekke ve Taif'de nice büyü zenginler, herkesin hürmet gösterdiği liderler ve güngörmüş ihtiyarlar vardı... bunlar dururken Peygamberliğin ona gelmesi... böyle mbir eyi akılları almıyordu.

Velid bin Mugire ile diğerlerri de böyle düşünmüyor mu?

Velid:

-Muhammed'e gelen şu Kur'an keşke iki memleketten birinin büyüğüne; mesela Ümeyye bin Halef'e inseydi derken; bir islam düşmanı elini arkadaşının omuzuna koymuş başıyla onu tasdik ediyor:

-Doğru diyorsun dostum! Veya senin gibi birine gelmeliydi...

-Teşekkür ederim... kendim için konuşmuyorum ama; mesela Sakif kabilesinden biri Mes'ud bin Amir veya Kinane bin Abdi yalil, Muattib veya Urve, nebi olsaydı daha yerinde olurdu.

Sanki kendilerine sorulacaktı. Cenab-ı Hakkın rahmetini onlar mı bölüşüyor ki bu işe karışırlar?


Beş Paralık Kumaş.. | Kategori: Dini Hikayeler
Yazılma: 20.03.2008 | Okunma: 329 | Yorumlanma: 0
Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya’ya gitti ve oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da o bölge halkının aradığı cinstendi. Kendisi kanaat sahibi bir insandı tüccarın. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi.
Bir gün geç geldi iş yerine. Ama kasada fazlaca para vardı. Belli ki tezgâhtar iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:
– Hangi kumaşlardan sattın?
– Şu kumaştan efendim.
– Metresini kaça verdin?
– On akçeye.
– Nasıl olur, diye hayret etti tüccar; beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?
Tezgâhtar gitti, müşteriyi buldu getirdi. Dükkân sahibi, müşteriyi karşısında görür görmez helallik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu. Ne demekti hakkını helal et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı ve sordu:


sabah namazı | Kategori: Dini Hikayeler
Yazılma: 17.03.2008 | Okunma: 327 | Yorumlanma: 0
Caminin avlusundan içeri girer girmez, farklı bir boyuta geçmiş gibi olurdu. Avlu duvarı boyunca sıralanan çam ağaçları, tonu yavaş yavaş açılan lacivertliğin içinde, Hakk'a yürüyen birer nefer gibi dimdik duruyordu. Hele bir de ruhani bir nefes üflercesine esen yeller, dalları arasında şöyle bir geçince, zikrullahla cezbeye gelmiş bir Hakk aşığı gibi sağa sola sallanıp, kulluklarını izhar ediyorlardı.

İhtiyar biraz ilerledikten sonra karşısına çıkan şadırvanı, Mahkeme-i Kübra'da şahit olarak göstermeyi planlardı. Onun için evden abdestli çıksa da, muhakkak bu şadırvandan abdest alırdı. Yaz-kış, sabah-akşam demeden buna çok dikkat ederdi.

Bugün de her zamanki gibi yavaşça şadırvanın taburesine oturdu, kollarını sıvadı, çoraplarını çıkardı. Önce hafif bir soğukluk kapladı vücudunu. Sonra yavaş yavaş üşüdüğünü hissetti. Besmele çekip ellerini yıkamaya başladı. Ağız ve burundan sonra yüzünü, kollarını yıkarken artık yüreğinin de titrediğini fark etti. Bu üşüme bu titreme tarif edilmez bir haz verirdi ihtiyara. "Dünya nimetlerinden hiçbirisinde bu haz yakalanamaz."diye düşünürdü. Dudakları "ALLAH(c.c.)'ım beni bağışla, yerimi genişlet, rızkımı mübarek kıl" diye fısıldıyor, nefesi buğu buğu bulutlara doğru kanatlanıyordu... Ayaklarını da yıkayıp kalktığında, 'vefalı şahidim' dediği şadırvana muhabbetle baktı.

Mendiliyle elini yüzünü kurulamak için kenardaki oymalı tahta tabureye oturur oturmaz, müezzin efendinin Davudî sesi çınlattı caminin avlusunu. "ALLAH(c.c.)ü ekber, ALLAH(c.c.)ü ekber..." Vücuduna elektrik verilmiş gibi hissetti, kımıldayamadı. Bu ses gönlündeki ve gözündeki perdelerden birini daha çekti aldı sanki. Bir süre öylece kaldı. Elleri ve yüzü sabah rüzgârının tesiriyle kurumuştu. Mendilini cebine koydu.

Az önce caminin avlusunu çınlatan bu sesin, avludan taşıp bütün arzı ve semayı nasıl doldurduğunu gördü. Bu sesle birlikte adeta kıyamda duran çam ağaçlarının rüku ve secdelerine şahit oldu. Ezanla beraber birden avluyu dolduran kuş cıvıltılarındaki "Ya ALLAH(c.c.) Ya Rahim, Ya ALLAH(c.c.) Ya Kerim" dualarını işitti. Dayanamadı, gözlerini kapadı; birden bütün kainatın bir halka-yı zikre dönüştüğünü gördü. Çam ağaçları, kuşlar, böcekler, otlar, taşlar, topraklar... "Aman ALLAH(c.c.)'ım!" dedi. Bütün gök, bütün yer, her şey çınlıyordu. Boğazın suları kabarmış "Yâ Cebbâr" deyip kendini sahildeki taşlara vuruyor, ortaya çıkan ses diğer seslere karışıyordu. Kuşların zikri o kadar artmıştı ki, ihtiyar bütün insanların bu seslerle uyanacağını düşünüyordu. Nasıl uyanılmazdı ki; bütün kainat "ALLAH(c.c.)!"nidalarıyla titriyordu.


HAKKIN İLACI... | Kategori: Dini Hikayeler
Yazılma: 17.03.2008 | Okunma: 221 | Yorumlanma: 0
HAKKIN İLACI...

Cüneyd-i Bağdadî Hazretlerinin gözü ağrıdı. Doktor ona:

— Sakın gözüne su dokundurma!.. Eğer aksini yaparsan gözün kör olur, dedi.

Hazreti Cüneyd:

— Ya abdest almak... Doktor ısrar etti:

— Gözün sana gerekse böyle. Yoksa sen bilirsin...

Tabipten ayrılıp eve gelen Cüneyd-i Bağdadî, abdest aldı iki rek'at namaz kılıp yattı. Uyandığında gözlerindeki bütün ağrılar geçmiş, hatta eskisinden daha iyi görür olmuştu. O sırada hafiften bir ses geldi:

— Cüneyd, bizim için gözünden geçti. Eğer o bizi andığı vakit, bütün cehennem ehlinin affını istese idi, tamamı affolunurdu.

Doktor hastasını ziyarete gittiğinde, hastanın gözlerindeki ağrının tamamen gittiğini ve hastalığın eserinin bile kalmadığını görüp:

— Bu hakkın ilâcıdır. Buna bizim aklımız ermez. Asıl bizim gözümüz hasta imiş de haberimiz yokmuş, deyip imana geldi.


| | yorumları okumak veya yorum yazmak için tıklayın..

< geri | | ileri >

 

ADS

Dini Hikayeler (156)
Komik Hikayeler (10)
Normal Hikayeler (170)
İbretlik Hikayeler (90)


ATEİST BİR ADAM (8846)
Çocugu sabah namazına kaldırmak (4121)
Yaşanmiş Gerçek Olay (3852)
iyilik ve kötülük..• (2628)
HIRS VE KİBİR (2464)
Gul Bahcesi (2051)
Aynaların Sırrı (1923)
İhtiyar adam ile ölüm (1635)
Kalbe Giden Yol (1614)
Kumrunun aşkı (1545)



Foruma Giriş Yap



Dini Gün ve Geceler
Evliyalar
Fıkıh Bilgileri
Mesneviden Hikayeler



Www.Muhabbetullah.Com forum

powered by Hasta Blog v2

Galeride resim bulunmuyor.
Zayıflama Diyet