Bir kara gecedeyiz hepimiz... | Kategori:Normal Hikayeler Yazılma: 13.02.2008 | Okunma: 1018 | Yorumlanma: 0 Gönlümüzdeki
nurun farkına varmadan, zifiri karanlık geceleri yaşıyoruz. Hak'la
beraber olmanın huzurunu çoktan unutmuş gönüllerimiz....
Penceremizden dışarıya bakarken gözümüzün önündeki yaprağın müthiş yaradılışını değil de geleceğimizin endişesini görüyoruz.
Âlem "Bir" diyor. Âlem uyanık. Âlem zikrediyor. Beynimizdeki müthiş kargaşa mezara kadar sürerse vay bize, yazıklar olsun bize!
Uyanıklık
nedir ya, fark ediş nedir? Evvelâ bedenlerimiz uyanık olacak. Âlemin
zikir hâlinde olduğu geceleri gafletle geçiriyoruz. Rab'den ilâhî
muhabbet istemek yersiz bu durumda..
Gece kalkıp aşk-ı ilâhî ile feyz şebnemine tutulan kullar varken senin gibi âcizi neylesin!
Öyleyse
bir "Ah!" çek derinden. Niyet et İslâm'a yeniden. Bir diriliş muştusu
söyle gönlünden. Kıyâmetin çok yakın. Ân kadar yakın.
Bu dünyadan ilâhî muhabbeti kendine celbetmeden gidersen, o müthiş zevkten mahrum kalırsın yazık olur sana....!
"O " sana çok yakın!.. Sen nerelerdesin?
KEFEN SOYANIN HALÎ Arif-i
Billah'tan birisi, Bağdat caddelerinde dilenen kör bir dilenciye
rastladı. ALLAH'ın suçsuz yere hiçbir belâ vermeyeceğini bilen ALLAH
dostu: «Sana ne oldu da gözlerin kör oldu? Sonradan mı oldu, ana doğma
mı körsün?» diye sordu.
Âmâ sonradan gözlerinin kör olduğunu söyledi ve başından geçen hadiseyi şöyle anlattı:
-
Ben vaktiyle kefen soyardım. O zaman gözlerim görür ve güçlü idim. Bir
gün bana adaletiyle meşhur bir hakim rastladı. Bana şöyle dedi:
-
Sen kefen soyarmışsın. Bu iyi bir şey değil. Senin cezanı vermek bana
düşer ama, suçüstü yakalayamadığımız için ve şahid de olmadığından sana
bir ceza veremiyorum. Senden isteğim ben öldüğüm zaman benim kabrimi
açıp da kefenimi çalma! Al sana bir kefenin kıymeti ne ise şimdiden
vereyim, dedi ve belki de bir kefenin değerinden de fazla para verdi.
Bu kötü huyumdan vazgeçmem için bana nasihatta bulundu.
Aradan
zaman geçti, her fani gibi o âdil hakim de dünyadan göçüp gitti. Fakat
benim içimi bir fitne aldi. İlla da gidip kefeni soymak istiyordum.
Adam bana parasını vermişti ama, olsun dedim. Bu daha iyi, iki kâr
birden yapmış oluruz. Adam nasıl olsa öldü. Kalkıp da bana bir şey
söyleyeceği yok ya dedim ve gidip Hakimin mezarını açtım. Kefeni almak
için kabre girdiğimde, karşıdan öyle iki heybetli melek geldi ki, ben
şaşkına dönmüştüm. Hiçbir şey yapamadan kabrin içine çömelip kaldım.
Ben kefen soymak şurda dursun tirtir titriyordum korkumdan.
Gelen
melekler, hakimin etrafında dolaşıp bir yerinde sakatlık olup
olmadığını kontrol ediyorlardı. Her tarafını muayene ettiler. Hiç bir
noksanlığı yoktu. «Aferin sana. Ne mübarek bir zatmış, hiçbir isyanı
yok» diyorlardı. Her tarafını iyice muayene ettikten sonra sağ
kulağında bir miktar akıntı gördüler. Acaba bu akıntı neden olmuştur
diye biri birine sorunca, öbürü şöyle söyledi:
- «Bu çok
adaletli bir hakimdi. Bir dâvada, bir tanıdığı ile başka bir adamın
muhakemesi vardı. Hakim her ikicini de hakkıyla dinledikten sonra
tanıdığı zatı haksiz gördü ve adaletle hükmetti. Lâkin tanıdığı zat
konuşurken, ona daha fazla kulak verip onun söylediklerine daha çok
dikkat etmişti, işte bu kulağındaki akıntı bundandır» dedi.
Melekler
aralarında konuşmaya devam ediyorlardı. Hakimin bu hareketinden dolayı
zalim olduğuna hükmettiler ve azap edilmesine karar verdiler. ;
Birisi:
- Buna şimdi ne ceza vereceğiz? dedi. öteki melek:
-
Bunun kabrini ateşle doldurmamız gerekiyor, dedi ve orası sanki bir
Cehennem oldu. Öyle şiddetli bir ateş yığını içinde kaldı ki, ateşin
şiddetinden gözlerim kör oldu. İşte benim kör olmama sebep budur, diye
anlattı.